DünyaRSS
Tümü
Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana “Silah Kürtlerin sigortasıdır” dedi. Zana bu üç kelimelik dramatik cümleyi, Frankfurt merkezli “Yeni Özgür Politika” gazetesi tarafından geçen pazartesi yayımlanan demecinde, aşağıda aktardığım sözlerinin akışı içinde sarf etti:
“Ben tek taraflı hiçbir şeyin anlamlı olacağını düşünmüyorum. (...) Günümüz koşullarında demokratik eylemlilikler vardır. Çok radikal bir şekilde demokratik eylemliliklerin yaygınlaştırılması lazım... Silahlı mücadele, şu anda herkesi taraf ediyor. Artık silahlı mücadele bir noktaya geldi. Ben silahların bırakılmasını asla tartışmıyorum. O, Kürtlerin sigortasıdır. Bu sorun var olduğu müddetçe o silahlar Kürtlerin güvencesidir.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ertesi gün partisinin Meclis’teki grup toplantısında Zana’ya cevaben “Sen de dağa çıksaydın” dedi.
Başbakan Erdoğan bu üç kelimelik dramatik cümleyi aşağıda konuşmasından naklettiğim bağlam içinde sarf etti:
“Siz demek ki milletvekili elbisesini bu ifadeleri kullanmak için giydiniz öyle mi? O zaman bu çatının altına niye geldin? Burası demokratik parlamenter sistem... Silahlı bir parlamenter sistem yok burada. O zaman niye buraya geldiniz, sen de dağa çıksaydın. Önce haddinizi bileceksiniz.”
Bugünkü yazıda “Sen de dağa çıksaydın”ın meali üzerinde duracağız. 
“Sen de dağa çıksaydın”ın manası, öfkeli anlarında Sayın Başbakan’ın ağzından çıkan fevri ifadelerin bir yenisi olmaktan çok daha büyüktür. “Sen de dağa çıksaydın”, iktidarın sonuncu Kürt isyanıyla mücadelede itiraf etmese de kapıldığı askeri çözüm hevesinin sözde “veciz” cümlesidir.
Leyla Zana “Silah Kürtlerin sigortasıdır” desin ya da demesin... Kürt siyasi hareketi mensuplarına iktidar tarafından verilen mesajdır, “Sen de dağa çık”...
Milletvekili Leyla Zana’nın konutunun da arandığı, KCK görünümlü BDP operasyonlarındaki bu son dalganın ardından bilgi almak için dün Diyarbakır’daki bir meslektaşımı aradım; konuşmamızın bir yerinde tutuklanabilir Kürtleri kastederek, “Burada tutuklanacak adam kalmadı” dedi...
Telefonda, lafın gelişi söylenmiş bir izlenimdir büyük ihtimalle. Koca Diyarbakır’da tutuklanacak adam kalmaz olur mu hiç? Vardır mutlaka... Buna mukabil, konuyla ilgilenen makamların böyle bir niyeti var sanki. Yani, dışarıda tutuklanacak adam bırakmamak.
Diyarbakır’da tutuklanacak muhalif Kürt kalmaması durumu iki şekilde ortaya çıkar.
Bir: BDP’nin en az 2,5 milyon seçmenden oluşan bir hayli politikleşmiş tabanı ile şimdilik parlamenter dokunulmazlığa haiz milletvekilleri arasında kalan bütün katmanlardaki politikacıların, aktivistlerin, Kürt sivil toplumu mensuplarının, angaje profesyonellerin, velhasıl dağda olmayan herkesin dalga dalga derdest edilmesi suretiyle, Diyarbakır’da tutuklanacak adam kalmaz...
İki: Eline silah almadan düz ovada Kürt siyaseti yaptıkları için yasadışı örgüt üyeliğinden tutuklanma tehdidi altında yaşayan erkekler ve kadınlar, bu akıbetten dağa çıkarak kaçmayı tercih ederlerse ortalıkta hapsedilecek kimse kalmaz...
Ama o zaman devletin ve Türk kamuoyunun gözünde “terörist” olurlar ve onları Heronlarla işaretleyip F-16’larla bombalamak meşru hale gelir.
Onların katli vacip addolunur.
Siyasallaşmış muhalif Kürtlerden eli silahlı, katli vacip Kürtler yaratmak, Kürt sorununu çözmekten kaçmanın şimdilik en kolay ama en acımasız yoludur.
Şimdilik böyledir. Gelecekte ise sapılan bu çıkmaz yolun sakıncaları ve Kürt sorununu nasıl büyüttüğü görülecek. Ancak maalesef iktidarın geleceği düşündüğü yok. İktidar bugün, dünkü açılımıyla şişeden çıkan Kürt cinini yeniden şişeye tıkmaya uğraşıyor.
Kürt sorunundaki siyasallaşmaya paralel biçimde düz ovada siyasete giderek daha fazla ısınmış olan Kürt aktivistlere, hapse atılmak ya da dağa çıkmak dışında bırakılan üçüncü tercih, politik kimliklerini inkâr etmeleridir.
Görünen, tutuklama dalgalarıyla silahsız Kürt siyasetinin tasfiye edilmek istendiğidir.
Görünenin ardındaki büyük strateji ise Kürt tabanıyla, hareketinin çatısı arasındaki gövdeyi ortadan kaldırarak, Kürt sorunundaki üç ana eğilim olan siyasallaşma, kitleselleşme ve kentlerde merkezileşmeyi akamete uğratmaktır.
Seçenek olarak “dağa çıkmak”, Kürt kimliği, tepkisi ve öfkesinin ifadesine geçit vermeye devam ettiği sürece, bu enerji dağlarda F-16’lar tarafından bombalanacak ve Leyla Zana’nın “demokratik eylemlilik” dediği alana akmaya yetmeyecektir. 
Bu bakımdan, silah Kürtlerin sigortası olamaz. Silahın gerçekte Kürtlerin nesi olduğuna yarın bakacağız. 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Argoda 'yok' anlamına gelen sözcük hangisidir?
Markapon
©Copyright 2012