KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın vefatı Kıbrıs sorununun seyrinde bir değişiklik yaratmayacak. Adanın kuzeyindeki siyasi dengeler değişmeyecek; KKTC’yle Türkiye arasındaki ilişkilerin muhtevası da bu ölümden etkilenmeyecek.
Denktaş, misyonunu azami nispette ifa ettikten sonra aktif siyasetten çekilmiş emekli bir liderdi. Dolayısıyla arkasında doldurulması mümkün olmayan bir boşluk bırakmıyor.
Bu münasebetle Denktaş’ın vefatını güncel politik bağlama etkileri bakımından yorumlamak mümkün değil.
Diğer taraftan, kişiliği ve kaliteleri hakkında ardından söylenen olumlu sözlere itiraz edebilen var mıdır, bilemem.
Yüksek zekâsı, üstün liderlik kapasitesi, politik ve diplomatik yetenekleri, müthiş müzakereciliği, halk adamlığı, nüktedanlığı, kompleks ve kibirden uzak sempatik kişiliğiyle öyle bir manyetizma yaratıyordu ki çevresinde, kendisini sevmemek, saymamak mümkün değildi.
90’larda, Lefkoşa’daki cumhurbaşkanlığı köşkünde bir söyleşi için beni kabul etmiş ve selamlama faslında kendisine “Nasılsınız” diye sormuştum; mütebessim, “İyi olmak” manasında, “Öküz gibiyim” demişti. Hiç unutmam.
Böylesi bir özgüven, rahatlık ve ironiden birazı bizim siyaset sınıfının kasıntı liderlerinde bulunsa, daha mülayim bir ülkede yaşıyor olurduk.
Denktaş’ı, politikalarına kökten karşı olanların nezdinde bile saygıdeğer yapan liderliğinde, kişiliğinin katkısı çok büyüktür. Kendisini eleştirenlere düşmanlık gütmedi, toplumunu kutuplaştırmadı, bölmedi; insanları aşağılamadı, hakaret etmedi.
Bu sayede, bir kesimin gözünde en sevilen liderken toplumun diğer kesiminin gözünde en çok nefret edilen kişi olmadı.
O gerçek bir “toplum lideri”ydi. KKTC’yi tanımayan uluslararası toplumun kendisine “Cumhurbaşkanı” dememek için kullandığı “Kıbrıs Türk toplumu lideri” nitelemesini, laf olsun diye değil, yerden göğe kadar hak ediyordu.
Buna mukabil, vefatından sonra “eserine” yapılan övgülere bigâne kalmak güçleşiyor; cevap vermek elzem oluyor.
Merhum Denktaş’ın en büyük “eseri” 1983’te KKTC’nin ilanıdır.
KKTC’nin ilanı “Kıbrıs davası”nda şimdiye kadar atılmış en trajik adımdır. Türkiye’yi ve Kıbrıs Türk toplumunu geri dönüşü olmayan bir stratejik açmaza sokmuştur.
Adada bir oldubitti ile yarattığı durumun zamanla hukuki bir statü kazanacağına stratejik yatırım yaparak, “çözümsüzlük en iyi çözümdür” şiarını benimseyen Rauf Denktaş ve izleyicileri tarih önünde yanılmışlardır.
KKTC bugüne kadar Türkiye hariç BM üyesi hiçbir devlet tarafından tanınmamıştır. Uluslararası tecrit koşullarında, Ankara’nın yardımları, rızası, insafı ve kibri altında yaşamaya mahkûm bir haldedir.
Adadaki fiili bölünmenin sanıldığı ve umulduğu gibi hukuki bir nitelik kazanmasının karşısındaki en büyük engel, 1983’teki bağımsızlık ilanından sonra BM Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu, uluslararası toplumu KKTC’yi tanımamaya çağıran 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararlardır.
BM Güvenlik Konseyi’nin bu kararlarını tashih edip, KKTC’nin tanınması çağrısını yapması lazım ki adanın bölünmesi hukukileşsin. BM’den bu yönde bir karar Rumların çözümü engellediğinin kuvvetli bir şekilde tescil edilmesi sonucunda ya da yine Rumların adanın bölünmesine razı olmasıyla ancak çıkabilir.
Rumlar ise adanın bölünmesine günün birinde gönül indirseler bile bunu Türk tarafından toprak tavizi (Güzelyurt ve Karpas’ın bir kısmı) ve tazminat almadan yapmayacaklardır.
Adada Türkler açısından mevcut statükonun sürdürülebilir olduğunu ileri sürmek için insanın aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekir. Günün birinde adanın Türkiye tarafından ilhak edilmesi, ya da ada halkının Türkiye’ye iltihak yönünde irade sergilemesi de üçüncü tarafların rızası olmadan hukukileşemez; böyle tek yanlı eylemler adadaki bütün hukuki ve insani sorunlardan dünya önünde Türkiye’yi doğrudan sorumlu hale getirir.
Merhum Denktaş’ın ikinci “büyük eseri” de uzlaşmaz, şahin, adanın birleşmesine ayak direyen tutumları yüzünden, Rum Kesimi’nin, sanki çözüm karşıtı Türk tarafının rehini olmaktan kurtarılırmış gibi “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında AB’ye alınmasını kolaylaştırmış olmasıdır. Türkiye ve KKTC ile Yunanistan ve Rum Kesimi arasında, Türk tarafının aleyhinde, Türkiye’nin AB perspektifini de karartan bu asimetrinin oluşmasında Rauf Denktaş çizgisi tarihi pay ve sorumluluk sahibidir.
Merhum Denktaş bir “Kıbrıs Türk milliyetçisi” değildi; “Türk milliyetçisi”ydi. Üçüncü eseri de Kıbrıs Türklerini “anavatan”a mahkûm eden adımlarının sonucunda, çok özel bir renk oluşturan Kıbrıs Türk kimliğinin zamanla erimesi ve Türkiye tarafından asimile edilmesi olacaktır.
Denktaş’ın vefatını, müflis KKTC modeline övgü düzme fırsatı bilenlere hatırlatılır.








Öfke ve kin dolu işkenceler içinde baharın adı var