Kısa adı SETA olan “Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı” için “AKP’ye çok yakın bir düşünce kuruluşu” nitelemesini yapmak haksızlık olmaz.
SETA’nın Siyaset Araştırmaları Direktörü Hatem Ete’nin geçen cumartesi, siyasi iktidarın AKP kanadının gazetesi Sabah’ta, MİT Müsteşarı Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla patlak veren krize dair bir makalesi yayımlandı. Başlığı bile yeterince açıklayıcıydı: “MİT üzerinden iktidar kavgası”...
Yazan kişinin kimliği, görevli olduğu think-tank’ın aidiyeti, yayımlayan gazetenin çizgisi bir arada değerlendirildiğinde, bu makalenin, AKP kanadında MİT’in kriminalize edilmesinden duyulan rahatsızlığı önemli ölçüde yansıttığını görmemek mümkün değil.
Bakın Hatem Ete, sıkıntıyı nasıl dile getirmiş... Yazıdan birkaç paragraf aşağıda:
“Uzunca bir süredir, yargı ve kolluk kuvveti, üstelik kendi içindeki hiyerarşiyi de tersyüz ederek, yürüttüğü soruşturmalarla, Türkiye’ye siyaset, siyaset kurumuna da güzergâh biçiyor. Askerin siyaseti belirleme iradesi ve eğilimleriyle etkili bir mücadele yürüterek otonom bir güce kavuşan yargı ve kolluk kuvveti, son yıllarda, zayıflattığı gücün yerine geçerek ülkeye siyaset vazetmeye başladı.”
“Son gelişme, KCK soruşturmasını yürüten polis ve savcıların, Kürt meselesinde, siyasi iktidardan ve devletten farklı bir siyasete ve perspektife sahip olduğunu, soruşturma yürütürken siyaset vazetme yönünde kazandıkları hareket serbestisini, farklı siyasete sahip aktörleri devreden çıkarmak üzere kullandıklarını ortaya koymaktadır.”
Yazının son paragrafı da şöyle:
“Umulur ki, bugüne kadar, bu tartışma ve eleştirilere kulak tıkamayı tercih eden siyaset kurumu, bu gelişmelerden sonra, kriz daha da derinleşmeden, inisiyatif alıp emniyet-yargı ve yargı-siyaset ilişkilerini yeniden düzenleyen hukuki düzenlemeleri ve demokratikleşmeye yönelik siyaset değişikliklerini gerçekleştirir.”
Ne demiş oluyor Hatem Ete?
Meali şudur:
Normal bir demokraside ayrı telakki edilmesi gereken iki gücü, yani “yargı ve kolluk kuvveti”ni, bir küme halinde tanımlayıp aslında iktidar ortağını kodluyor.
Bu otonom güç, saf dışı bıraktığı askeri vesayetin yerini almış...
Uzunca bir süredir Türkiye’ye siyaset dikte ediyor.
Son olarak AKP’nin siyasi iradesinin uygulayıcılarını tasfiyeye yönelmiş...
Ve siyaset kurumu (AKP hükümetini kastediyor) bu gidişata dur demeliymiş...
Hatem Ete tabii ki iktidar kavgasının karşı tarafını kodlarla tarif edecek. Faş etmek olmaz. Çünkü o “taraf”la aralarında mevcut şartlarda gözetilmesi elzem bir iktidar ortaklığı hukuku var.
Siyasi ve hukuki bakımdan türdeş olmayan iki güç, yani yasal parti AKP ile tüzel kişiliği namevcut “Cemaat”ten müteşekkil bir iktidar koalisyonu bu... Medya, iktidar, kadro, operasyonel güç vs. gibi belirli alanlardaki kapasiteleri birbirlerine aktararak yekdiğerindeki açığı kapatan tamamlayıcı bir ortaklık... Kendine özgü yapısı, bu savaşta “zafer-yenilgi” ikilemini dışlıyor. “Mahkûmiyeti” AKP iktidarının süresiyle sınırlı bir “Katolik nikâhı” bu...
Nihayetinde çiftler arasındaki iktidar savaşı, ateşkes ve barışa gidecektir. Mamafih vazo çatlamıştır; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve yeni güç dengeleri kurulacaktır.
Gülen Hareketi’nin günlük yayın organı Zaman gazetesi, İstanbul Başsavcı Vekili Fikret Seçen’in açıklamasını şu başlıkla manşete taşıdı: “Hükümet politikası değil, örgüte yardım edenler soruşturuluyor”.
Haberin giriş paragrafında da Seçen’in “Yürütme organının tercih ve politikalarının soruşturma konusu yapılması hiçbir şekilde söz konusu değildir” şeklindeki sözlerine yer verilmiş.
Zaman’ın manşetindeki yatıştırıcı ve güven verici içerik Hatem Ete’nin satırlarındaki kaygılara cevap oluşturuyor...
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Seçen’in açıklamasıyla aynı güne rastlayan “Aman dikkat” başlıklı yazısında, “Ortaya çıkan manzaraya en çok sevinenler, AK Parti ve cemaate karşı öteden beri düşmanlık besleyenlerdir” diyerek, ortak tehdit algısı etrafında ittifak tazeliyor.
Evet, bu koalisyonun özgün yapısı bekasının teminatıdır belki ama...
Siyasette giderek müdahil ve yönlendirici pozisyonlar alan Cemaat’in, buna karşılık anayasal, yasal ve demokratik denetime, hesap verebilirliğe doğası gereği kapalı olması, içerdiği şeffaflık sorunu ve eylemlerinin sonuçlarından sorumsuzluğu da bu ittifakın en büyük zaafıdır.
Son kriz, bu zaafın AKP’ye çıkardığı siyasi faturadır. Çünkü devlet içinde olan bitenden AKP hükümeti sorumludur.
Not: Bir seyahatten kaynaklanan zorunluluk nedeniyle bu yazı 14 Şubat Salı günü kaleme alınmıştır.








“Ilımlı İslam” projesi Haçlı Seferlerinin nöbeti Kültür Emperyalizmine devretmesidir (2)