DünyaRSS
Tümü
Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki neredeyse her on generalden biri için sivil mahkemenin yakalama kararı var. Türkiye tarihinde görülmemiş bir olay.
2007 Temmuz seçimleri öncesine kadar bir “askeri vesayet”ten söz edilebilirdi Türkiye’de. Ocak ayından bu yana, “Balyoz Planı” çerçevesinde gelişen soruşturma ve dava sürecinin gördüğü çok kritik işlev, “askeri vesayet”i temsil eden mercileri politik ve psikolojik yenilgiye uğratmak oldu.
Bu ne biçim vesayettir ki 28 generalinin yakalanarak cezaevine konulması kararı karşısında çıt çıkarmaz?  Güzel işte; demek ki vesayet, çatırdamak ne kelime, tuzla buz olmuş.
Hani bir “güç çatışması”ndan söz ediyorduk... Bunun “asker cephesi”nde kesin galip AKP’dir.
Gelelim çatışmanın “yargı cephesi”ne...
CHP’nin anayasa değişikliğini iptal başvurusu hakkında ne yaptı Anayasa Mahkemesi? Referandum paketinin yüksek yargıyı siyasi iktidarın hükmetme arzusu doğrultusunda yeniden dizayn eden o  stratejik maddelerini iptal mi etti?
Hayır... Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya üye seçimlerinde her yargı mensubunun sadece bir aday için oy kullanabilmesi şeklindeki garabeti temizledi. Bir de Cumhurbaşkanı’nın HSYK’ya resen atayacağı üyeleri hukukçu olmayanlar arasından seçme hakkını ortadan kaldırdı.
Bu kararlar, evet, hem cemaatlerin hem de Cumhurbaşkanı’nın yüksek yargının şekillenmesi üzerindeki gücünü nispi ölçüde azaltıyor.
Ancak, paket referandumda kabul edilirse, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonunun, üye sayılarının belirgin biçimde artırılarak, yine de ziyadesiyle iktidarın eğilimi doğrultusunda değiştirileceği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Şöyle “dediğim dedik” bir “jüristokrasi” olsaydı bu maddeleri kökünden iptal etmez miydi?
Anayasa değişiklik paketinin Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili  maddeleri, AKP’nin “karşıtlık” algıladığı yüksek yargıyı tarafsızlaştırmaktan çok yandaşlaştırmaya yönelik operasyonel kapasitelerini yapılan rötuşlara rağmen korumaktadırlar.
Lamı cimi yok... “Güç çatışması”nın yargı cephesinde de AKP iktidarı muzafferdir...
Niyet, yüksek yargıyı sadece tarafsızlaştırmaksa, AKP bunu anayasa değişikliği paketini referandumdan geçirmeye gerek kalmadan başarmış gibi görünüyor.
Gelin şimdi kaybedene değil, kazanana bakalım...
Kazanan taraf demokrat mı? Demokrasiye bağlı mı?
Cevabım “Hayır” da... Ne fark eder?
“Değişim”, nötr bir kavram... Bir ülkede, eşikteki değişimin iyi mi yoksa kötü mü olduğuna karar verirken, onu hazırlayan siyasi aktörün niyetine mi bakacağız, yoksa planlanan değişimin getireceği iktidar modelinin, kullanıcısının eğiliminden bağımsız olarak ortaya çıkacak kaçınılmaz sonuçlarına mı?
Sonuç, iktidar yoğunlaşmasıdır; güçler ayrılığının yerini, yürütmenin yargı üzerindeki egemenliğine bırakmasıdır; kontrol ve dengeleme işlevi zaafa uğratılmış bir rejimdir.
İktidar otokratik eğilimler içinde olsun ya da olmasın, başlı başına vahim bir tablodur bizi bekleyen.
AKP iktidarı, yürütmenin egemen olacağı bir yargı dizaynı öngören nahoş maddelerle, tadı hoş olan başka maddeleri bir araya getirmiş, “anayasa değişikliği” sepetine koyup karıştırmış ve “Yerseniz” diyerek önümüze sürmüştür.
Burada amaç nahoş kokulu maddeleri, hoş olanların rayihasıyla gizleyip yutturmaktır.
Bu arada üzerinde “Hayır” yazan oy pusulasının rengi de, her nasılsa kahverengi olmuş; iyi de olmuş. O nahoş maddelerin rengi de kahverengiden başkası olamazdı.
Ben sandığa kahverengi pusula atacağım. Kahverengiye karşı kahverengi...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Rus Edebiyatı'nın içerisinde yer almayan yazar, hangisidir?
Markapon
©Copyright 2010