DünyaRSS
Tümü
08 Mart 2010 - 02:39

Mevzu bahis üst kimlikse futbol teferruattır

Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Önceki gün Diyarbakır’da olaylarla başlayan ve henüz 18. dakikasında hakemin başına büyükçe bir taşın isabet etmesi sonucu tatil edilen Diyarbakırspor-Bursaspor maçı, bana Prof. Dr. Vamık Volkan’ın 11 gün önce dinlediğim bir konuşmasını hatırlattı.
Vamık Volkan, hatırlatayım; dünya çapında bir psikiyatri profesörüdür. Psikoloji ve psikiyatriyi, kimlikler eksenindeki çatışmalı sorunların barışçı çözümü için kullanır. 
Konuşmayı 23 Şubat’ta İstanbul’da, kısa adı “Ekopolitik” olan “Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği”nin, çeşitli eğilimlerden, çoğu kanaat önderi bir grup Kürt ve Türk’ü bir araya getirdiği toplantısında yapmıştı. Toplantı, derneğin, Kürt sorununun çözümüne katkı için diyalog imkânı yaratmayı amaçlayan girişiminin devamı niteliğindeydi.
Vamık Volkan’ın sözlerini notlarımdan aktarıyorum:
“Büyük grup kimliği... Bu soyut kavramı korumak için en büyük felaketleri göze alıyorsunuz. Ölüyorsunuz, öldürüyorsunuz. Büyük grup kimliği bir büyük çadır gibidir. Diyelim ki altında 10 milyon kişi yaşıyor. Büyük çadır var; altında da küçük çadırlar var. Bunlar da bu büyük grup kimliğinin parçaları. Hepsinin bezine aşağılamadan bakmak lazım... Bazen bilsek de bilmesek de onların çadırının bezini aşağılıyoruz. Kimseyi aşağılamamalıyız.”
Vamık Volkan’ın perspektifinden bakınca ben şunu görüyorum:
Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerin tamamını bir “büyük grup kimliği çadırı”nın altında toplamayı başaramamıştır.
Mevcut çadırın altına girmeyi reddeden Kürtleri de içine almak için, aidiyet bağını “Türkiye vatandaşlığı” üzerinden kuran daha büyük bir çadırın kurulması öneriliyor olabilir...
Önerilsin. Ne âlâ...
Ancak çözüm niyeti, yanı başımızda bir “Kürt grup kimliği çadırı”nın kurulması ve hatırı sayılı miktarda Kürt’ün bu çadırın altına girmesinden çok sonra ortaya çıkmıştır.
Özetle, AKP iktidarı dışarıdan sunulan bir fırsatın üzerine düşünüp tartmadan hemen atlarken, Kürt sorununun çözümünü Türklerle de müzakere etmeyi, onların kaygılarını hafifletmeyi vahim biçimde ihmal etmiştir.
Üstelik o Türklerin bir kısmı, ülkelerinin PKK saldırılarına karşı 2003’ten beri savunmasız bırakıldığını görüyorlardı.
Bu savunmasızlık duygusunun üzerine, yanlış yönetilen bir “Kürt açılımı” gelince Batı bölgelerinde bir “yenilgi psikozu” ortaya çıktı. İktidara kuşkuyla bakan kesimlerde daha ağır yaşandı bu psikoz. Adına “Türk sorunu” da dedik.
Kürtlerle eşit olmaktansa onlardan ayrışmayı yeğleyen Türk milliyetçilerinin bölücü düşünceleri bir dip akıntısı şeklinde yol buldu.
Neticede, 27 Eylül 2009’da Bursa’daki maçta bu “yenilgi psikozu”nun etkisi altındaki Bursaspor taraftarı Diyarbakırspor’u “PKK’lı teröristlerle” özdeşleştirerek aşağılamıştır.
90’ların başından beri, neredeyse 20 yıldır tribünden futbol izleyen bir taraftar olarak, PKK’yla çatışmanın en kanlı dönemlerinde dahi Diyarbakırspor’un böylesine tahkir edildiğini hatırlamıyorum.
Şimdi bunun olmasının nedeni “yenilgi psikozu”dur.
Bursa’daki maç ile önceki gün bu maçın Diyarbakır’daki rövanşında yaşananlar son derece kötü yönetilmiş bir “açılım süreci”nin zincirleme reaksiyonlarıdır.
Diyarbakır taraftarı önceki gün sahaya attığı taşlarla takımının küme düşmesini neredeyse garantiledi.
Bursalı taraftar, hakaretler ve bölücü sloganlarla, Diyarbakırspor’u “ötekilerin çadırı”na iteklemişti.
Diyarbakır taraftarı da aşağılanmaya tepki olarak, Vamık Hoca’nın dediği gibi, büyük grup kimliği adlı soyut kavramı korumak için büyük bir felaketi, yani takımlarının küme düşmesini göze aldı... Felaketin futbolla sınırlı kalmasını diliyorum.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010