DünyaRSS
Tümü
Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

9 Haziran’da BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a karşı yeni yaptırım paketiyle ilgili olarak yapılan oylamada tercihini “hayır”dan yana kullanması, Türkiye’nin Batı ittifakı ile ilişkilerinde derin bir kırılmaya neden oldu. Krizin olumsuz etkilerinin önümüzdeki dönemde çok daha belirgin biçimde ortaya çıkması kimse için şaşırtıcı olmayacak.
Türkiye’nin diplomasi teknisyenleri şimdi kırılmanın en azından acısını dindirmek için gayretle çalışıyorlar.
Bu arada, konuyu BM Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelikler seviyesinden izleyen Batılı kaynaklardan Türkiye’ye “hayır” dedirtilmesiyle neticelenen süreçle ilgili son derece ilginç detaylar da sızmaya başlıyor... Önceki gün İstanbul’da her iki tarafı da ayrı ayrı dinleme imkânını bulduk.
Notlarımı iki ana başlık halinde aktarmak istiyorum.
Birinci başlık, Türkiye ve Brezilya’nın İran’la birlikte kotardığı “Tahran Deklarasyonu”yla, ikincisi de Türkiye’nin “hayır” oyuyla ilgili... Ama önce bazı arka plan bilgilerini hatırlatmak gerekiyor.
Malumunuz, “uranyum takası”nın bir güven artırıcı önlem sayılabilmesi için İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumun tamamına yakın bir bölümünün İran dışına çıkarılması gerekiyordu. İran’ın nükleer programı hususunda müzakere ederken diğer taraftan elinde nükleer silah üretimi için kullanmaya yetecek zenginleştirilmiş uranyum bulunmasın diye düşünülmüş bir önlem bu...
Önerinin ilk ortaya atıldığı tarih olan Ekim 2009’da İran’ın nükleerleşmesini fiilen askıya almak için dışarı çıkarılması yeterli miktar 1200 kiloydu. Çünkü o zaman İran’ın elinde toplam 1400 kilo kadar düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyum (LEU) olduğu tahmin ediliyordu.
Tahran Deklarasyonu’nun 17 Mayıs’ta imzalandığı sırada ise İran’ın biriktirdiği LEU miktarının 2200 kiloya yükselmiş olduğu hesaplanıyordu. İran bir taraftan uranyum zenginleştirmeye devam ederken, 1200 kilo LEU’nun Türkiye’ye gönderilmesi bu ülkeyi nükleerleşmekten zaten alıkoyamazdı.
Bütün bunları tekrarlamak zorunlu; çünkü Tahran Deklarasyonu’nun, takas önerisinin sorumluluğunu üstlenen “Viyana Grubu” (Fransa, Rusya, ABD ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) tarafından reddedilmesinin püf noktasını işte bu “uranyum miktarı” konusu oluşturuyor.
Nükleer zirve için ABD’ye giden Türk heyeti 15 Nisan’da önce ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la görüştü. Görüşmede Clinton 1200 kilo uranyumun artık kabul edilebilir bir takas miktarı olmadığını, bunun minimum 2000 kiloya çıkarılması gerektiğini söyledi. Türk tarafı not etti.
Türk heyetinin ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesinde ise bu uranyum miktarı meselesi hiç konu edilmedi.
Neticede Türk heyeti Ankara’ya, Obama yönetiminde takas önerisi hususunda “iç tartışmalar yaşandığını” algılamış olarak döndü.
Sonra Obama’nın 20 Nisan tarihli mektubu geldi Ankara’ya. Orada, kendi dışişleri bakanının pozisyonundan tamamen farklı olarak, İran’dan takas için “1200 kilo” uranyum istemekteydi ABD Başkanı...
Obama’nın pozisyonu ne gerçekçi, ne geçerli, ne de BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin ortak eğilimiyle uyumluydu.
Türkiye, buna rağmen İran’la yürüttüğü takas diplomasisinde bu mektubu esas alabildi. Metnin altında ABD Başkanı’nın kapı gibi imzası vardı bir kere.
Aslında “bile bile lades” demek gibi bir şeydi bu...
Bugün “Obama’nın mektubu” hakkında Amerikalıların ağzını bıçak açmıyor. Başka önemli Batı ülkelerinin diplomatları da o mektuptan bahsederken, laflarını hiç sakınmadan “Aptallıktı...” diyorlar.
Obama’nın hangi iç politika gerekçesiyle olursa olsun, bu konuda kötü bir performans sergilediği kesin.
İran’a karşı yaptırım karar tasarısı taslağının, Tahran Deklarasyonu’nun imzalanmasından sadece bir gün sonra, Türkiye ve Brezilya’nın çabalarını yok sayarcasına dolaşıma çıkarılmasında ise Rusya ve Çin’in ısrarının etkili olduğu söyleniyor. Büyük Britanya ve Fransa “10 gün bekleyelim” demişler; Rusya ve Çin “hemen” diye bastırınca, ABD zor ikna ettiği bu iki ülkeyi kırmamak için taslağı dolaşıma sokmuş...
Yarın devam edeceğim.

 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Kurtuluş Savaşı'mıza yazılarıyla karşı çıkan gazeteci kimdir?
Markapon
©Copyright 2010