“Büyük hayal kırıklığı...” Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’e, Hrant Dink cinayeti hakkında adi ve münferit vaka hükmü kuran mahkemenin kararına ilk andaki tepkisini sorunca bu cevabı alıyorsunuz...
“(Tepkim) Büyük hayal kırıklığı ve aynı zamanda Türkiye’deki adalet sisteminin işleyiş tarzında gerçek sorunların mevcut olduğu şeklinde...” diyor.
Hammarberg’le geçen cuma yaptığım sohbetten bazı kesitleri dünkü yazıda aktarmıştım. Sözü, araya da girmeden ona bırakıyorum:
“Ve şimdi sanırım Dink kararı maalesef insanların adalet sistemine güvensizlik duymalarına yol açacak ve adaletin tecelli edebileceğine dair inançsızlığı artıracak. Bizim için bu karar, raporumuzda (10 Ocak tarihli “Türkiye’de Adalet Yönetimi ve İnsan Haklarının Korunması” başlıklı raporu kastediyor) tanımlamaya çalıştığımız sorunlara misal teşkil etti.
Davanın sonuçlanmasından sonra yargıcın, verdiği karardan kendisinin de mutlu olmadığını bizzat söylemesine cevaben savcının, bu cinayette derin ve geniş bir örgütün varlığına dair delillerin mevcut olduğunu belirtmesi karşısında, ülkedeki gelişmeleri dışarıdan hayal kırıklığı içinde izleyenlerin sanırım kafaları da karışmış olmalıdır. Açıkçası, karmakarışık bir durum ortaya çıktı. Ve şimdi bu durumun açıklığa kavuşturulması hususu, bir sonraki aşamanın, yani temyiz mahkemesinin sırtına daha büyük bir yük ve sorumluluk bindiriyor. Ancak burada sorun, temyiz mahkemesinin bu konuda bütün soruşturmayı yeniden başlatmak gibi bir durumunun olmaması. Fakat şimdi bunu yapmak zorunda çünkü soruşturmanın karman çorman ve kötü yürütülmüş olduğu o kadar açık ki... Ve bu cinayete kaç kişinin karıştığı, cinayetin işleneceğini bilenlerin neden tepkisiz kaldıkları ve cinayeti neden önlemedikleri, telefon kayıtlarının ne anlama geldiği gibi şimdiye kadar iyi araştırılmamış bu hususlardaki bütün sorulara cevap verildiğinin kanıtlanması için yeniden delil tespiti soruşturmasına ihtiyaç olduğu açıktır. Ve bu, şimdi yapılmalıdır. Bu bir emsal davadır. Ve çok yakından izlenmelidir.”
Burada kesip, Hammarberg’in “Sorumluluk artık onların omuzlarında” dediği temyiz mahkemesinin, yani Yargıtay’ın, diğer adıyla “Yüksek Yargı”nın, Dink dosyası hakkında kendisinden bekleneni vermek için haiz olması gereken asgari koşullara dikkat çekmek istiyorum: Tarafsızlık ve bağımsızlık...
Anlaşılıyor ki Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, yüksek yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı hususunda kuşkulu ve endişeli... Raporunu hazırlamak için Türkiye’de yaptığı görüşmelerinde muhataplarının dile getirdiği bazı iddiaları ciddiye almış ve doğruluk paylarını teslim etmiş olmalı ki metne koymuş.
Hammarberg, raporunun 105 numaralı paragrafında, 2010 anayasa referandumundan sonra HSYK’ya çoğunlukla Adalet Bakanlığı’nın tercih ettiği adayların seçildiği, HSYK içindeki kilit mevkilere Adalet Bakanlığı’nın eski çalışanlarının geldiği hususundaki iddiaları aktarıyor. Aynı paragrafta, “HSYK tarafından üst mahkemelere yeni atanan hâkimlerin birbirine benzer oylama şekilleri, bazı muhataplar tarafından yürütmenin yargı üzerinde artan etkisi olarak değerlendirilmiştir” diyor.
Tarafsız ve bağımsız bir yargı yoksa adalet de yok...
“Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” adlı kitabında kamu görevlilerinin hadisedeki ağır ihmal payını anlatarak sadece gazetecilik yaptığı için bazı çevrelerin hedefi haline gelen Nedim Şener, Oda TV davasında “terör örgütüne yardım ve yataklık“ suçlamasıyla on buçuk aydır tutuklu... Diğer yandan mahkemeye bakarsanız Hrant Dink’in öldürülmesinde ne örgüt var ne de ihmal...
Hammarberg’den bu feci paradoksu yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı açısından yorumlamasını istedim...
“Bir davada savcı insanları suçlayıp tutuklamak için elindeki bütün imkânları kullanırken bir diğerinde durumun soruşturulması için bile çok az şey yapılmış. Bu ironik durum ciddiyet duygusunu zorlasa da durum ciddidir ve bu nedenle ortada sistemin gerçekten işleyip işlemediği algısına karşı gerçek bir meydan okuma vardır. Bu bir emsal davadır” dedi.
Doğru tabii ama emsal dava bir tane değil. Duruşması bugün yapılacak olan Oda TV davasına da emsal dava gözüyle bakılmalı.








ABD’nin “Ilımlı İslam” projesi İslamsız Dünya planının ikinci adımıdır.(1)