AKP iktidarının medyayı kendisine bağlı ve bağımlı kılmak için yürüttüğü “tasfiye/el koyma/sindirme” operasyonu, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik tehlikeli bir tehdit oluşturmakla kalmıyor, muhalefete de “kötü örnek” oluyor.
Nasıl da kötü bir örnek teşkil ettiği, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te çıkan kavgayla ilgili olarak geçen perşembe yayımladığı yazılı açıklamada görüldü.
Bahçeli, partisinin bu olaydaki rolü hakkında bazı medya organlarında yer alan haber ve yorumlardan rahatsız olmuş...
Açıklamasında, bunlardan sorumlu tuttuğu dört medya patronunu isimlerini de vererek suçlayan Bahçeli, işi bu kişilere karşı tehdit içeren ifadeler kullanmaya kadar vardırdı...
Üç sayfalık açıklamanın medyayla ilgili bölümü özetle şöyleydi:
“...Mecliste yaşananların ardından güdümlü medya gücü tarafından partimize yönelik tek taraflı ve AKP’yi masum göstermeye çalışan çarpıtılmış haber ve yorumlar bu kirli ittifakın açık belgesi olmuştur.
(...)Servetinin kaynağı şaibeli olan ve elindeki medya gücünü ticari faaliyetleri için iktidara kiralayan medya patronlarından Ahmet Çalık, Akın İpek, Turgay Ciner ve Ferit Şahenk’in elindeki haberleşme vasıtaları ve elemanları ile partimize yönelik karalamaların odağı haline geldikleri görülmektedir.
Söz konusu olan medya temsilcilerinin gerçeğe aykırı ve ahlaken sorunlu yayınlarının devamı halinde, aziz milletimiz bunları affetmeyecek ve milliyetçi-ülkücü irade ise bu ahlaksızlığı asla unutmayacaktır.”
Saldırgan bir ağız, hedef gösterme, gözdağı, tehdit...
AKP iktidarının, son bir buçuk yıldır medyasının da desteğiyle Doğan Grubu’na karşı yürüttüğü tasfiye operasyonunda bu ve benzeri üsluplar artık sıradanlaşmıştı... Bu üslup, Doğan Grubu’na karşı salınan astronomik, eşi görülmemiş vergi cezaları ile pek uyumlu idi.
Ama ilk kez muhalefetin iktidardan kopya çektiğine tanık oluyoruz. Bahçeli de partisini haber ve yorumlarıyla rahatsız eden medya gruplarının başındaki patronların isimlerini vererek doğrudan saldırıya geçiyor.
Hizmetinde medyası ya da maliye teşkilatı bulunmasa da Bahçeli’nin bu hücumu muhataplarında bir tedirginlik yaratmaktadır.
Yaratır tabii, çünkü seçim sathı mailindeyiz.
AKP’den kaçanların yönelmesiyle yükselen seçmen desteği MHP’yi gelecekteki bir iktidar ortaklığına her zamankinden daha çok yakınlaştırırken, medya patronlarına savrulan tehdidin ağırlığı da bu oranda artıyor.
Bahçeli bunun farkında ki, yazılı bir açıklamada “kaynağı şaibeli servetler” gibi netameli bir baskı unsurunu şimdiden kullanarak geleceğe yığınak yapıyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamadan rahatsız olması yersiz değil... Önceki gün bir AKP toplantısında “Gördünüz, isim vererek medya sahiplerini nasıl suçluyorlar, nasıl tehdit ediyorlar. İşte sivil faşizm diye bir şey varsa temsilcisi bu zihniyettir” demiş.
İyi de Sayın Başbakan, bundan bir buçuk yıl önce, partinizin toplantılarında hoşunuza gitmeyen “Deniz Feneri” haberleri nedeniyle Aydın Doğan’ı defalarca ismini vererek suçlayan, medyaya boykot çağrıları yapan siz değil miydiniz?
Vergi cezaları sizin o konuşmalarınızdan sonra peş peşe salınmadı mı?
Şimdi Bahçeli’ye ve partisine “faşist” diyorsunuz.
Diyebilirsiniz... Ama şunu unutmayın, medyayı sindirmekse söz konusu olan, Bahçeli’nin “öncüsü” sizsiniz.
Muhalefetteki Bahçeli, medyaya karşı sözlü tutumu nedeniyle gözünüzde “sivil faşizmin temsilcisi” olabiliyor...
Üstelik siz muhalefet değil, iktidarsınız. Medyaya karşı tasfiyeciliğiniz ise sözü çoktan aşmış; eyleminin somut sonuçlarını vermek üzere... Bu durumda, sizin Bahçeli’ye uygun gördüğünüz nitelemeyi partinizin iktidarı için kullananlara itiraz etme hakkınız olabilir mi?








“Ilımlı İslam” projesi Haçlı Seferlerinin nöbeti Kültür Emperyalizmine devretmesidir (2)