DünyaRSS
Tümü
Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak AKP dış politikasının görünürdeki söylem ve eylemlerinde boşuna tutarlılık aramayın, bulamazsınız.
Tutarlılık derinlerdedir...
Biz görünürdeki ahenksizlikten başlayalım.
AKP’nin dış politika yapıcıları, “Bölgede nükleer silah istemiyoruz” diyorlar. Böylece zımnen de olsa İran’ın nükleerleşmesine karşılarmış gibi bir izlenim veriyorlar.
Diğer taraftan bu çevre, İran’ın nükleerleşmesinin sadece diplomasi, pazarlık ve ikna yöntemiyle önlenemeyeceğini de pekâlâ biliyor.
İran’ın emperyal bir vizyonla hareket ettiğinin farkındalar çünkü... İran, nükleer kartını, uluslararası sisteme nizami bir oyuncu olarak dönmek için kullanmıyor. İran’ı yönetenlerin kafasında, itibar, tanınma, ambargoların kalkması vesaire karşılığında nükleer silahtan vazgeçmek gibi bir seçenek mevcut değil.
Tam tersine, İran nükleerleşerek tüm bölgeye kendi oyun kurallarını dayatmayı, kendisini olduğu gibi, değişmeden kabul ettirmeyi planlıyor.
Bu gerçek de İran’la, koşulu nükleer silahtan vazgeçmek olan her türlü normalleşme pazarlığını en başından sonuçsuzluğa mahkûm ediyor.
Ama AKP sözcülerine bakarsanız, İran’la sorunu çözmenin tek yolu var; o da diplomasi...
Yaptırımlara, sonuç vermeyeceği gerekçesiyle kesin olarak karşılar...
Ve BM Güvenlik Konseyi’nden yaptırım kararı çıkarsa buna uymak zorunda kalacaklarını Tahran’a söyleyip söylemediklerini bilmiyoruz.
Tasarlanan yaptırımların Türkiye’ye muhtemel maliyetinin ne olacağını da bilmiyoruz; çünkü ortada bir taslak yok henüz.
Diğer taraftan, yaptırım tehdidiyle desteklenmemiş diplomasinin bugüne kadar İran’a nükleer programını ilerletmek için zaman kazandırmaktan başka bir şeye hizmet etmediğini bile bile, tek başına diplomasinin sonuç verebileceğini iddia ediyorlar.
Sonra diyorlar ki “Biz arabulucu olalım”.
Diplomasi zaten sonuç vermemiş ve ağırlaştırılmış yaptırımlar için yumurta kapıya dayanmış; Başbakan Erdoğan örneğin, hâlâ CNN’de Türkiye’nin arabuluculuğunu gündeme getirebiliyor.
Oysa İran’ın “Türkiye arabulucu olsun” diye bir talebi yok...
İran’la müzakere edenlerin de böyle bir ihtiyacı yok...
Ve ne zaman İran’ın nükleer programından söz açılsa, aralarında bir neden-sonuç ilişkisi olmadığı halde İsrail’in nükleer silahlarını gündeme getiriyor Başbakan Erdoğan...
Nükleer İsrail ve nükleerleşen İran’ın hem jeopolitiği, hem de bu ikisinin Türkiye açısından ne ifade ettikleri, birbirinden tamamen farklı konulardır (Bu farkları irdelemeyi başka bir yazıya bırakıyorum).
Netice itibarı ile AKP’nin görünürdeki İran politikasının iler tutar bir tarafı yoktur.
Ama yüzeyde sırıtan bu tutarsızlıkların altında, derinden akan, uzun vadeli ve kendi içinde tutarlı bir politika göze çarpıyor.
Ana hatları şunlardır:
AKP diplomasisi, Ortadoğu’da hemen her anlaşmazlıkta olduğu gibi İran ile Batı arasında da arabuluculuk yapmayı zorlayarak, Türkiye’nin Batı ittifakı ile mensubiyet ilişkisini göreceli hale getirmeye, zayıflatmaya, Türkiye’nin sıklet merkezini Ortadoğu’ya kaydırmaya çalışıyor.
Batı ile İslami Doğu arasındaki meselelerde, “Benim tarafsız kalmaya hakkım var” diyebilmek için “arabulucu” olarak taraflara eşit mesafede durmak önemli...
Türkiye, İran’ın peşinden ulusal nükleer yetenek kazanmaya yönelirse, ki bu mümkündür; ne NATO üyeliğinin ne de AB perspektifinin devam edebileceğini biliyorlar. Bunlardan yana o kadar da kaygı duymadıklarından, İran’ın nükleerleşmesi onları çok da endişelendirmiyor.
İran’ın nükleer programı ne zaman gündeme gelse İsrail’in nükleer silahlarını işaret ederek, Türkiye’de yeni bir “tehdit algısı” inşa ediyor ve ülkenin siyasi kültürünü Ortadoğululaştırıyorlar.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010