CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, meydanlarda halktan 12 Eylül’de “hayır” oyu kullanmalarını isterken doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alıyor.
“Haksız zenginleşme” ve “yaygın yolsuzluk”, Erdoğan karşıtı söyleminin ana temaları... Başbakan Erdoğan’ı, bu ayıpların “Recep Bey” adlı kötü karakteri olarak takdim ediyor...
“Meydanlardaki Kılıçdaroğlu”, 12 Eylül’deki anayasa değişikliği referandumunu Başbakan Erdoğan’la ilgili bir güven oylamasına dönüştürmeye odaklanmış bulunuyor.
Kılıçdaroğlu hedefine o kadar kilitlenmiş ki, meydanlarda halka AKP’nin anayasa değişikliği projesini, Başbakan’ın ileride iktidarı dönemindeki yolsuzluklar yüzünden Yüce Divan’da yargılanmaktan kurtulmak istemesiyle açıklıyor.
Kılıçdaroğlu’nun bu kampanya stratejisiyle ne kadar başarılı olacağını henüz bilmiyoruz. Ancak, Başbakan Erdoğan’ı öfkelendirerek ona hata yaptırmakta başarılı olduğu kesin.
Başbakan Erdoğan’a “Memur Kemal” dedirterek sorunlu zihinsel arka planını ele verdiren de işte bu öfke. Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan odaklı meydan stratejisi, referandum kampanyalarının liderler arasında fazlaca kişiselleşmiş bir laf yarışına dönüşmesinde rol oynadı.
AKP cephesinin de bundan şikâyetçi olmadığı görülüyor. Mevcut ortam hem iktidara anayasa değişikliği paketinin yargıyla ilgili esas hedeflerinin tartışılmasından mümkün mertebe kaçınma yollarını sunuyor; hem de “güven oylaması” stratejisini kendi icraatının olumlu yanlarıyla karşılama imkânını... Ancak diğer taraftan, AKP’nin yargıyı anayasa değişikliği yoluyla yeniden şekillendirme teşebbüsünün, aslında en başta demokrasi ve özgürlüklerin geleceğini ilgilendiren bir mesele olduğunu da biliyoruz... İşte bu nedenle, geçen pazartesi Hürriyet’te Kemal Kılıçdaroğlu imzasıyla yayımlanan, “Neden hayır diyorum?” başlıklı mektup önem verilmeyi hak ediyor. Özellikle de bu kısıtlanmış kampanya ortamında...
O mektupta “Neden hayır?” sorusuna konunun özüne temas eden cevaplar verilirken, bir yandan da CHP’de Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa gelişiyle başlayan ideolojik ve politik değişimi ifade eden güçlü bir tavır sergileniyordu.
Kılıçdaroğlu mektubunda beklendiği gibi, anayasa değişikliği paketinin özünü oluşturan yargıyla ilgili düzenlemeler nedeniyle referandumda seçmenden “Hayır” demesi isteniyor. CHP için yeni olan bu talebin bir “liberal demokrasi” savunusu yapılarak dile getirilmesi...
CHP’deki değişim adına en çok ümit veren, işte bu “liberal demokrasi” vurgusudur.
Diğer önemli husus da bu metinde askerin siyasete müdahalesine karşı net bir tavır alınmasının ötesinde “asker üzerinde sivil denetim”in savunulmasıdır.
Murat Yetkin, salı günkü Radikal’de bu metni bir “manifesto” olarak nitelemekte haklıydı...
Kılıçdaroğlu imzalı metinden alıntılarla bitiriyorum. “Bir ülkede, ordunun davranışlarının sivil denetim altında olması demokratik düzenin iyi işlemesinin temel koşuludur.”
“Özgürlükçü (liberal) demokrasi, seçimle oluşan bir meclis çoğunluğunun iradesini sınırsız kullanması demek değildir. (...) Özgürlükçü demokrasilerin temel esaslarından biri siyasal iktidarlar üzerindeki yargı denetimidir.”
“Anayasa Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir organ olması üyelerinin atamalarıyla yakından ilişkilidir. Değişiklik paketinde Anayasa Mahkemesi’nin çoğunluğunun iktidarla aynı görüşü paylaşan üyeler olması sağlanmak istenmiştir. (...)
Öncelikle yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı’na belirleyici bir rol verilmekte, böylece yürütmenin yargı üzerindeki ağırlığı artırılmaktadır. Ayrıca iktidarın egemen olduğu kurumlardan seçilen üyelerin sayısı artırılmıştır.”
“Değişiklik paketi yürürlüğe girip yargı denetimi ortadan kalkarsa, Türkiye tek bir partinin egemen olduğu, iktidarın tek bir elde toplandığı ve her türlü anayasal denetimden sıyrıldığı otoriter bir rejime hızla sürüklenecektir.”
“Akıllı yönetim kendisinin denetlenmesini isteyen ve bunun önlemlerini kendisi alan yönetimdir. Aksi takdirde iktidarlar yalnızca kendi güçlerini kollar ve kendi çıkarlarını korur hale gelirler. Günümüzde mevcut hükümetin geldiği durum budur.”








Yeni dünyada rollerin üstlenilmesi ve İsrail–5